5 Temmuz 2011 Salı

Amsterdam-Berlin-Prag treni

11.Haziran.2011

7:04'de Amsterdam'dan trene bindik, Duisburg'a 09:05'de geldik. Tren garına indik, aktarma yapmak için 1 saatlik bekleme süremiz vardı. Havada oldukça soğuktu, sıcak su alıp çorba içelim dedik. Tren garında ingilizce konuşan kimse bulamadık.  Ümitsiz bir şekilde yukarı trene bakmak için çıktığımızda "yardımcı olabilir miyim" diye bir ses duyduk. Türk bir amcamız orda çalışıyormuş. Ondan sıcak ne demekmiş öğrendik heiss. Babamın bana öğrettiği Almacayla cümlemiz tamamlandı: "geben sie eine heis wasser?" dedik sonra parmakla da 3 ü işaret edince 3 sıcak suyu 1 euro ya aldık.Çorba baya iyi geldi. Sonra 10:05 de Duisburg'dan bindik. 14:32 de Berlin'de olmamız gerekiyordu. Tren 4 dk. gecikti,Prag'a giden diğer tren 14:48 deydi. Biraz heyecanlıydı geçişi kaçırmamak için telaşlandık. Ama yetiştik:) Şimdi Berlin prag trenindeyiz. Manzara oldukça güzel, kompartmanlı trenle gidiyoruz. Sadece 3 müz varız öncesinde tuhaf bir amca vardı, beden dilimizle onu kendimizden uzaklaştırdık:) nihahah yaşasın kötülük!

Bugün 3 ülke gördük: Hollanda, Almanya ve Çek Cumhuriyeti. Az önce de kompartmanda bir priz keşfettik, çok sevindik. Su ısıttık ve kahvemizi içtik. Birşeyler atıştırdık. Tam su ısıtırken görevli geldi, biletlerimizi sordu ve ingilizce konuşuyordu. Sonunda ingilizce konuşan biriyle karşılaştık:) Adam baya sevimliydi. Ben de kahve isterim dedi Türk olduğumuzu öğrenince binbir geceyi izlediğini söyledi:)




Çek cumhuriyetine girince mimari tamamen değişti. manzara çok güzel.

                                        
Ve 19:30 gibi Pragdayız...

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Amsterdam

9-10 Haziran 2011

İstanbul'dan 3 saatlik uçak yolculuğu sonrası Amsterdam'a geldik. Pasaport kontrolünden geçerken Polis dedi: Neden geldiniz? dedik gezcez biz Amsterdam'ı:) Bize, otel reservasyonlarını (neyse ki çıktıları yanımızdaydı), yanımızda ne kadar para olduğu herhangi bir resmi belge istemeden sözlü olarak sordu. Zaten görevlinin de hadi hemen cevap verin de geçin der gibi bir hali vardı. Amsterdam'a resmi olarak da giriş yapmış olduk böylece, çantalarımızı sırtlandıktan sonra sıra geldi merkeze tren istasyonuna gitmeye . Metroya ya da trene binmek için etrafımızdaki tabelalara bakınırken bilet alınan otomatik makinelerden biri gözümüze çarptı. Başladık karıştırmaya nedir, nasıldır anlamaya çalışıyoruz. Bu esnada birisi bize yardım edebileceğini söyledi. Bozukluğumuz olmadığı için kredi kartımızla biletleri aldık. Bu otomatik makinelerle de böylece tanışmıştık olduk. Tren garında indik, ilk yapacağımız iş bundan sonraki tren rezervasyonlarıydı. Uluslarası bilet ofisini bulduk başladık sıramızı beklemeye. İyi az sıra var deyip sevinirken bir baktık insanlar yarım saat kalıyorlar. Çünkü bizim buraya gelmeden yaptığımız işi onlar şimdi bilgisayar başında görevliyle yapıyorlar gideceklere yerlere karar veriyorlar. Çalışan görevlinin sabrı beni oldukça şaşırttı. Neyse sıra bize geldi, muhteşem planımızı gururla görevliye uzatırken, ilk şoku Berlin treninde yer kalmadığını öğrendiğimizde yaşadık:S Şimdi napcaktık, sonra anladık neden uzun süre beklediklerini insanların:) O zaman Berlin'i geçip direk Prag'a gidelim dedik. Amsterdam'da 1 gün daha fazla kalacaktık. Bu durumda yapacak çok da birşey yoktu. Sonra zorla bir de Prag Budapeşte rezervasyonumuzu da burda yaptırdık. Sonrasında, Gönül ve Evren'nin kalacağı hostele doğru yürümeye başladık, yürümek oldukça keyifliydi. Yeni yerler görmenin de heyecanıyla,hemen makinalara sarılıp bir çöplüğün yanında ilk fotoğraflarımızı çektirdik:)

Eşyaları bırakıp hostelde Ayşe teyze sponsorluğunda birşeyler atıştırdıktan sonra attık kendimizi sokaklara. Elimzideki haritalarla kendimize bir rota belirlyeip başladık yürümeye. Ve burda iki gün geçirmenin de rahatlığı da vardı artık. Amsterdam'da beni en çok etkileyene şey kanallar, bisikletliler ve çiçekler oldu. İnsanlar kaç yaşında hangi koşullarda, hangi kıyafetle olursa olsun bisiklet kullanıyorlar. Tabi bisiklet yolları öncelikle bizi baya bir affallattı. Bisiklete hürmet etmeye alışkın olmadığımız için bisiklet yollarını unutup orda yürümeye başlıyorduk. Bir zil sesiyle kendimize geliyorduk sonrasında:) Sessiz sakin arka sokaklarda baya bir yürüdük, Jordan bölgesi çok güzeldi ve sessiz de turistlerin çok fazla uğramadığı genelde Amsterdam yirlisinin yaşadığı bir bölgeymiş. Bazı insanların neden turistlerin uğradığı yerleri çok tercih etmediğini de burda çok iyi anladım.


 Merkeze geldiğimizde zaten her yer kafayı bulmuş turistlerle dolu. Coffe shoplar, sex shoplar ve red light streetin turizm materyali haline geldiği bir memleket. Turizm öğesi olarak bunları göreceğim aklıma gelmezdi. Bir çok yerde yasak olduğu için gizli saklı yapılan şeylerin burda alenen görmek, evet ya işte bu herşey özgürleşmeli fikri uyandırmadı ben de. Biraz tuhaf geldi herşeyin alenen yapılması. Bilmiyorum hangisi doğru??? 

Akşam olmadan zaten benim kalacağım evi bulmuştuk. Singel caddesinde kanal kenarında şirin bir ev:)) Tabi görünce şok olduk, yeri süperdi.

Tabi bu arada hala hava kararmadı saat 21:00 gibi Gönül ve Evren hosteline gittiler ben de Singel'deki şirin evime:) Evin yeri merkeze 5 dakika yürüme mesafesindeydi. Evin önüne gittiğimde Madda çöpü atmak için dışarı çıkmıştı. Fotoğraflardan tanıdığım için hemen atladım. Selam ben Elçin diyerek:)) Sonrasında eve girdik, ev 1 oda girince var, 1 oda da aşağıda var. Yukarda mutfakla bir oda, aşağıda da yatak odası ve banyo ve tuvalet var. Oldukça şirin bir ev ama penceresi yok. Marco işte olduğu için onunla tanışamadım. Madda'ya baya bir konuştuk, çok şirin biriydi. Amsterdam'da bir italyan olmanın nasıl birşey olduğunu anladım:) Onlarda Amsterdamlıları oldukça soğuk ve donuk buluyordu. Burda 2 yıldır yaşıyorlarmış ama gene ülke değiştirmeyi düşündüklerini söylediler. Ayrıca Madda ile Türk ve İtalyan kültürlerinden konuşurken baya bir ortak nokta bulduk. İtalya'da eski insanların nazara inandıklarını ve bunun için kırmızı biber astıklarını söyledi. Ayrıca evdeki kilimde beni benden aldı:) Ayrıca Amsterdam'daki turizm anlayışıyla ilgili de konuştuk. Genelde buraya İnglizlerin çok fazla geldiğini içmek ve red light street için. Özel olarak bekarlığa veda partilerini yapmak için buraya geliyorlarmış. Hollandalıların 18 yaşındayken otlardan denediklerini sonrasında devam edenin çok olmadığını ve bu konuda iyi eğitildiklerini söyledi. Cemre'ye benzettim Madda'yı oldukça mütevazi ve beni rahat ettirmek için elinden geleni yaptı eksik olmasın. 


 Ertesi gün de sabah Madda da erken kalkmıştı benimle birlikte, bana kahvaltı hazırladı. Sonrasında 10:00 gibi ekiple buluştuk. Asıl görevimiz olan yürümeye başladık. Bugün için biraz daha şehir dışında biryerlere gidelim dedik, çünkü 1 gün içinde merkezi bitirmiştik. Vondelpark'a doğru yürüyeşe başladık. Vondelpark gerçekten çok güzel, huzurlu ve dinlendiriciydi. Oraya vardığımızda çimlere yatıp, dinlendik birşeyler atıştırdık. 



Bir gün öncesinden Madda ile dışarda bir yerde buluşmak için sözleşmiştik. Talia diye italyanların açtığı bir restoran varmış. Bana onların CS den gelen insanlara yardımcı olduklarını ve arası sıra orada CS meetinglerinin düzenlendiğini söyledi. Gönül ve Evren' e de söyledim onlar da geldi. Biz oraya gittiğimizde Madda henüz gelmemişti. İlginç bir yerdi, alt katında birileri müzik yapıyordu. Girişte büfe ve internet vardı. Biz hemen internete saldırdık ve işlerimizi hallettik. Gönül ve Evren ortamı çok sevmediler, gittiler. Ben de Madda yı beklemeye başladım. Buranın sahibiyle biraz konuştum. Burada sattıkları pizza ve makarnaları kendileri yapıyorlarmış. Madda gelince şöyle bir baktı çok da kalabalık olmadığını söyledi ve biz de çok kalmadan ayrıldık. Ertesi gün sabah tren için sabah oldukça erken bir vakitte evden ayrıldım, Madda'yla vedalaşarak evden ayrıldım.

30 Haziran 2011 Perşembe

interrail hazırlıkları

İlk önce bu gezi olayı nereden ve nasıl ortaya çıktı ondan bahsedeyim. Gezmek istememdeki en büyük motivasyon şimdiye kadar okuduğum gezi bloglarıydı. Üniversitede çalıştığım için de gezmek sanki kongrelerle olur algısı sağlam bir şekilde oturuşmuş bende. Neyse hal böyle olunca sürekli yurt dışı kongreleri araştırıyorum, nerde ne var, şeklinde. Bir tane Yunanistan'da buldum haziran 19 -21 arası olacak olan bir kongre. Buna göre biz hayallere ya da planlara başladık. İşte yunanistan öncesi biraz yukarıdan Almanya'dan başlarız ucuz bilet var, ordan viayana-prag-budapeşteye gideriz,derken derken. Bir baktık ki bu kongre bizim gezi planlarını sıkıştırıyor ve kongresiz daha rahat plan yapıyoruz. O zaman akademik takılmaya hiç gerek yok direk amaca yönelik işimize bakalım dedik ve planımızı yaptık. Uzun uğraş ve çabalar sonucu gezi planımızı şöyle çıkardık:
Amsterdam-Berlin-Prag-Viyana-Budapeşte-Stuttgart , buraya kadar herşey hemen hemen netti. İnterrail biletini 15 günlük sınırsız aldık, çünkü ilk 8 günlük kısım netti ve sonrası için Balkanlardan Türkiye'ye döneriz diye planlamıştık. En azından bilet karar vermek için bizi sınırlamayacaktı.Bunun fiyatlarını da raildude.com adresinden görebilirsiniz. Bizim aldığımızı bilet global pass 15 günlük sınırsızdı, ve de 26 üstü olduğumuz için kişi başı 400 euro verdik. Bileti Ankara TCDD ofisinden aldık orada interrail biletlerini satan bir ofis var diğer bilet satan ofislerden farklı bir yerde, nerde diye sormayın adını unuttum:) Ama kime sorarsanız gösterir. Ödemyi de TL olarak yapabiliyorsunuz o anki kur üzerinden çeviriyorlar, isterseniz kredi kartı ile de ödeme yapabiliyorsunuz.

 İnterrail biletini de aldıktan sonra  Gönül ve Evren kalınacak yerleri hostelworld.com' dan reservasyonlarını yaptırdılar ben de cocuhsurfing.com  ' dan host larımı ayarladım. Tren saatlerini de yazmıştık tren numaraları ile birlikte reservasyon yaptırırken elimizde hazır olması için. Tren saatlerini ayarlarken şu adresi kullandık: http://plannerint.b-rail.be/bin/query.exe/en?L=profi& burada dikkat etmeniz gereken şey arama yaparken belli aralıkları gösteriyor saat dilimi olarak. Sayfanın sağ altına doğru yazan time kısmından saati değiştirirseniz istediğiniz zamana yakın saat aralıklarındaki tren saatlerini bulabilirsiniz. Nitekim bize baya bir kolaylık sağladı bunlar planımızı netleştiriken. Önceden karar vermek işinizi baya kolaylaştırıyor çünkü ü o esnada karar vermek zor ve yorucu oluyor.

Vize için ise ilk yerimiz Amsterdam olduğu için Hollanda büyük elçiliğine başvuruda bulunduk. İlk başta oranın vizeyi rahat bir şekilde verdiğinden haberdar değildik, sonrasında öğrendik ve vize işlemlerimiz 3 gün içinde sonuçlandı. Daha önce interrail yapan arkadaşlardan öğrendiğimiz kadarıyla onlar avrupadaki gezi programlarını reservasyonlarıyla birlikte eklemişler. Hangi günlerden hangi ülkelerde ve hangi hostellerde kalacaklarını yazılı bir şekilde planlarını elçiliğe vermişler. Bir de ğere böyle bir plan yapıyorsanız vizeyi alacağınız ülkede daha çok kalacağınızı belgelmeniz gerekiyormuş, yani planınızda en çok güne bu ülkeyi ayırmanız gerekiyor. Tabi bu baya bir mesai ve zaman istiyor. Biz ise şöyle yaptık, nasıl olsa schengen vizesi alacağız Avrupada çoğu ülkede geçerli dedik. 10 gün Amsterdam'da kalacağız diye reservasyonlarımızı ayarladık. Hostelworld' dan bir hesap açtırdık. Reservasyon için ise kalacağınız hostelin ücretinin %10 nunu ödüyorsunuz. Kredi kartından onu ödedik. Sonrasında vize çıkınca zaten bu reservasyonları iptal ettirdik. Eğer belli bir zamana kadar iptal ettirmezseniz, arkadaşlar sizden hostllerin ücretlerini bir güzeş alıyorlar çünkü oan dikkat edin:) Altta yazan minik yazılara ihtiyacınız olabilir. Veeee 90 günlük schengen vizemizi başvurudan 3 gün sonra aldık:)

Sonrasında sıra geldi, hazırlıklara. Bir Türk olarak en önemli mevzu yeme içmeydi. Bu konuda Avrupa'da ve Hindistan'da gezmiş ve baya bir tecrübesi bulunan bir Arkadaşımın annesinden tavsiyeler aldım. Yanımıza ısıtıcı, çay, ıhlamur, hazır çorba, galeta, kuru üzüm gibi şeyler olmamızı önerdi. Çünkü vaktimizin çoğu trenlerde ve yürüyerek geçecekti bu noktada bize hızır gibi yetişeceğini düşündük bu arkadaşların. Nitekim öyle oldu. Ayrıca pasaport ve paralarımı koymak için bel çantası şeklinde minimum incelikte, kıyafetin altından takılan çantalardan aldım, Erinç'in çaba ve gayretleri sonucu. Daha öncesinde yurt dışına çıkmadığım için önemi ile ilgili çok fikrim yoktu. Ama baya bir işime yaradı. Pasaportum ve paramın nerede olduğuna dair kafam rahattı. Gezi boyunca herhangi olumsuz bir şeyle karşılaşmasam da.  İlaçlarımızı da aldık tabi bu arada vitamin ve ağrı kesici hariç kullanmasak da, onların listesi de aşağıdaki gibi:
ishal için reflor
bulantı, kusma için emedur
mide sıkıntısı için renine
antibiyotik olarak cipro
vitamin

Kıyafet olarak da oldukça azdı aldıklarım ve isabetli bir karar olduğunu da gidince gördüm. Sadece şemsiye almamıştım. Eğer kuzey ve doğu Avrupa'ya gidyorsanız almak gerekliymiş.

Gezi planlarını, tren saatlerini not ettiğimiz ve sonrasında günlük görevi de görecek olan çok fonksiyonlu not defterini de minik çantama attıktan sonra, büyük çantamı hazırladım düştüm yollara...