10 Mart 2010 Çarşamba

ilk posta

Evet sonunda benim de bir blogum var, ilk blog yazımla karşınızdayım. Blog yazarken milyonlar okuyacakmışcasına bir fikir aklınızdan geçerken, içten içe kendi kendinize gülüyor musunuz siz de? Ama bu milyonların okuma ihtimalini Türkçe bilenlerle kısıtladığımızda istatistiklerde epey bir azalma oluyor. Neyse amaçtan sapmayalım. Bu konuda oldukça iyiyimdir de, güzel amaçtan saparım :) Blogun ismini tanıtmakla başlamak ilk yazı için uygun sanırım.


 National Geographic' de yayınlanan bir belgeselden esinlendim "kabile insanı" ismine. Tanna adasında yaşayan insanların medeniyetle tanıştıklarında yaşadıklarını, hissettiklerini aktarıyordu. Çok ilginç bölümler var ve insanı  uyuduğu uykudan uyandıran. Kısa bir bölüm geçelim. Bu insanları Londra'ya götürüyorlar ve yolda yürürken aralarında şöyle bir diyalog geçiyor.
Kİ:  Ne kadar kalabalık? Bu kadar insan nereye gidiyor böyle?
K:  İşe gidiyorlar.
Kİ:  Ama bu insanların hiçbiri gülmüyor, yüzleri çok asık ve selam da vermiyorlar, o zaman çalışmalarının ne anlamı var ki?
diye vurucu bir soru geliyor. Şunu hep istemişimdir, içinde olduğum olaylara, hislere dışardan bakabilmek, bunu sağlayan şeyler beni etkiliyor sanırım. "İlk kez görür gibi algılaman için her sabah öylece bırakayım seni dünyaya" diyor ya JJ. İlk kez görür gibi algılama fikrini seviyorum.

*Kİ(Kabile insanı), K(Kameraman)

1 yorum:

  1. Aynı programda şu soru vardı: "burada insanlar üstüste çok yüksek evler yapıyorlar, binlerce, ama neden hala bazıları sokakta yaşıyor?" diye.. yine diğer kabile insanı cevap veriyor : "belli ki kimse onları sevmiyor"

    YanıtlaSil