25 Ağustos 2010 Çarşamba

zamanın durduğu yer

Daha önce hiç zamanının durduğu yere gittiniz mi? Ben gittim. Zihinsel bir yolculuk değildi gittiğim, fiziksel yolculuğun yansımasıydı. Bozkır'ın ortasında ağaçların içinde bir ev. Balkonuna oturduğun zaman görebildiğin; uzaktaki yerleşim yerlerinin ışıkları, kafanı her cevirdiğinde ışığını gördüğün araba, dolunay ve karanlık. Karanlığı daha önce hiç izlememiştim. İlk kez korkmadım. Duyabildiğin; rüzgarın sesi ve çıçır böceklerinin  nefes alıp verişi. Düşünebildiğin;  aslında düşünme yetini askıya alıyorsun, hangi durumlar için? yaptığın planlar, alışveriş listesi, yapılması gereken işler listesi, yetişmesi gerekenler...vb. Rutin, zamanın akışını hızlandırıyormuş bunu farkettim. "Pazartesi, cuma; pazartesi, cuma...." seni zamanın kıskacında şıkıştırıyormuş. Aslında düşünebildiğin eylem değil,  hareket de değil, ne olmadığının adını kolayca koyabildiğin ama ne olduğunu bilmek için üzerinde düşünmen gereken şeyler.

Zaman yavaşlıyor, sessizlik çöküyor ve karanlıkta daha iyi görmeye başlıyorsun...

the cow in my dream

"The real countryside summer feeling, lying in the green grass, haceing the hypotizing sound of the crickets, watching the blue sky with the rare clouds changing shapes and becoming strange creatures, day dreaming and then- you're on the countryside- there could just appeare a lovely brown cow with a flower just for you...
Wouldn't that be nice:)"

Sure, it would be very nice, Thanks for your nice and amazing postcard Hanneke. It's really fun! And also that is the cow in my dream :)

20 Ağustos 2010 Cuma

my body is a cage


ARCADE FIRE


My Body Is A Cage

My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key

My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key

I'm standing on a stage
Of fear and self-doubt
It's a hollow play
But they'll clap anyway

My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key

You're standing next to me
My mind holds the key

I'm living in an age
That calls darkness light
Though my language is dead
Still the shapes fill my head

I'm living in an age
Whose name I don't know
Though the fear keeps me moving
Still my heart beats so slow

My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key

You're standing next to me
My mind holds the key
My body is a

My body is a cage
We take what we're given
Just because you've forgotten
That don't mean you're forgiven

I'm living in an age
That screams my name at night
But when I get to the doorway
There's no one in sight

My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key

You're standing next to me
My mind holds the key

Set my spirit free
Set my spirit free
Set my body free


Bu aralar sanıırm böyle hissediyorum, dinlemek isterseniz: http://fizy.com/#s/1m31ky

18 Ağustos 2010 Çarşamba

alışveriş merkezleri = yetişkenler kreşi

Bir alışverişini bir diğer alışveriş merkezinden daha güzel, daha iyi kılan şey/şeyler nedir? Bunu hiçbir zaman anlayamamışımdır. İnsanlar bu konuda hakkında yorum yaparken tek yapabileceğim hareket kafa sallamak, verebileceğim cevap ise "hıımm evet hadi ya öyle mi hiç farketmemişim" den öteye geçmemiştir. Bu iyi bir gözlemci olmadığımdan kaynaklanmamakta bence, gözlem konusunda süper başarılı olmasam da fena değilimdir. Alışveriş merkezi doğasını anlayamamaktan kaynaklandığını düşünmekteyim. Yani onu iyi yapan şey nedir?




Nasıl güzel veya iyi olabilir ki fanusa tıkılmış yüzlerce insan, kalabalık, elektrikler, gürültü, kısacası çok sıkıcı. Alışveriş merkezleri, oturup birinin kitap yazmaya başlamaya karar verebileceği ya da ilham verici bir hareketin başlangcının gerçekleşebileceği bir yer değildir, tabi bunları beklemek saçmalık diyebilirsiniz ama gerçek şu ki rutini rutin yapmaktan öteye geçmeyen yerler, onu vurgulamak istiyorum. Ne yaparsın, alışveriş, sinema, yemek, alışveriş, sinema , yemek.... varolana gelen kısır döngü. Şehir insanının iş hayatında da alışageldiği kısır döngüden saptırmayacak şekilde. Nasıl ki ebeveynler işe gittikleri vakit çocuklarını kreşe gönderiyor. Şehir planlamacıları ya da her kimseler birileri yetişkinleri oyalamak için alışveriş merkezlerini icat etmişler sanki, yetişkenler kreşi gibisinden. Tabi burda aylık aidat yok, aidatını yaptığın alışveriş, yediğin yemekle hayli hayli ödüyorsun zaten.
Anlaşılacağı üzere alışveriş merkezlerinden hiç hoşlaşmamışımdır, her gittiğimde ya da gitmek zorunda kaldığımda daraltı gelir. Bunun yerine çimlerde yatmak tercihimdir her vakit. Ve tabi bir sürü alternatif var, çimde yatmak dışında. "Aaa ama alışverişi nerden yapcaz biz?" derseniz de yapın çıkın kardeşim ne dolanıyorsunuz, güzel vaktinizi neden orada harcıyorsunuz. Bakın dışarda ne güzel bir hava var. Yeterince kapalı ortamlarda kalmıyor muyuz zaten?

6 Ağustos 2010 Cuma

biri beni bundan kurtarsın

Dönem bitti yeni bir yaz dönemi başladı o da bitecek hatta, hala bahar dönemi sınav programı, ders programı panoda asılı, bu neyin göstergesi acaba? Bence tembelliğin ve uyuzluğun...Ya da yeni  mantar panoya ihtiyaç duyduğumu kendime hatırlatmak adına bunu boşaltmıyorum. Evet evet kesinlike bu!

bye bye spikey!

4 Ağustos 2010 Çarşamba

fobilerim

Uzun zamandan beri aklımda var neler benim fobilerim diye, bir listeye dökeyim dedim.

1. Yolculukta verilen molada veya sosyal ortamlarda (lokanta,cafe..vb) tuvalette kilitli kalmak
2. Yolculukta verilen molada veya sosyal ortamlarda (lokanta,cafe..vb) kapısı kapanmayan tuvalete birisinin höd diye girmesi (tabi ben tuvaletteyim bu esnada:))
3. Yoga yaparken gaz çıkarmak
4. Sarhoşken öğrencilerim tarafından basılmak
5. Bir ortamda sadece benim görebilidiğim, farkebilidğim bir insanın olması (bilim insanları buna halüsinasyon diyor sanırım)
6. Beni kimsenin görmemesi, sesimi duymaması (ters halüsinasyon, bilmiyorum bilim insanları buna ne diyor?)
7. Beynimin (bilişsel faaliyetler açısından) kontrolünün benden çıkması
8. Eski dosyayı yeni dosya yerine kaydetme

2 Ağustos 2010 Pazartesi

ne yazsam ki?

Aklımda o kadar çok şey var ki yazmak için, ama kesinlikle toparlayacak akıl yok şu an için ama yazmazsam da aklımdakiler içimde patlayacak sanki. Bir başlayalım bakalım neler çıkacak...

Konuyu anlatamayacağım ama bir soyutlamayla hislerimi aktarmaya çalışacağım. Bazı bildiklerinizi vardır, aslında bilmek istemezsiniz, ama biliyorsunuzdur. Onun gerçekliğine dair kelimeleri kullanmazsınız,itinayla sakınırsınız, sanki kullanınca gerçekliği daha bir gerçek olacak gibi hissedersiniz. Bu bilgi ne yüzeydedir ne de derinde, yeri yoktur, kalıcıdır ama siz kalıcı gibi davranmak istemzsiniz ona. Kalıcı olmasını istemezsiniz. Bu yüzden kendinizce(!) biraz derinlere gönderirsiniz, farklı kılıflara bürüsünüz, farklı algılamak ve algılatabilip size öyle yansımasını sağlamak için. Beyninizle birlikte çeşitli oyunlar oynarsınız, bu sizi rahatlatır kısmen, yarı zamanlı. Ta ki, sizin itinayla kullanmadığınız kelimeleri biri kullanana kadar, o kadar özensiz ve düşüncesizdir ki gerekli gereksiz cümle içinde kulanır, sen zaten cümleyi duymazsın sadece o kelimeyi duyarsın, o kelime büyük harflerle diğerleri küçük harflerle söyleniyordur sanki, yankı yapar kulağınızda, beyninizde, sonra konuşamazsın, çeker gidersin...