Daha önce hiç zamanının durduğu yere gittiniz mi? Ben gittim. Zihinsel bir yolculuk değildi gittiğim, fiziksel yolculuğun yansımasıydı. Bozkır'ın ortasında ağaçların içinde bir ev. Balkonuna oturduğun zaman görebildiğin; uzaktaki yerleşim yerlerinin ışıkları, kafanı her cevirdiğinde ışığını gördüğün araba, dolunay ve karanlık. Karanlığı daha önce hiç izlememiştim. İlk kez korkmadım. Duyabildiğin; rüzgarın sesi ve çıçır böceklerinin nefes alıp verişi. Düşünebildiğin; aslında düşünme yetini askıya alıyorsun, hangi durumlar için? yaptığın planlar, alışveriş listesi, yapılması gereken işler listesi, yetişmesi gerekenler...vb. Rutin, zamanın akışını hızlandırıyormuş bunu farkettim. "Pazartesi, cuma; pazartesi, cuma...." seni zamanın kıskacında şıkıştırıyormuş. Aslında düşünebildiğin eylem değil, hareket de değil, ne olmadığının adını kolayca koyabildiğin ama ne olduğunu bilmek için üzerinde düşünmen gereken şeyler.
Zaman yavaşlıyor, sessizlik çöküyor ve karanlıkta daha iyi görmeye başlıyorsun...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder