13 Ağustos 2011 Cumartesi

A Clockwork Orange

Film izlemek beni genelde kendime getirir, başka dünyalara götürür, düşündürür. Filmlerde beni en çok etkileyen şey filmin orijinalliğidir. Derdini direk değil de farklı yollardan anlatması ve içindeki gizemi çözmeye çalışmamdır.
Bu akşam Cemre ve Ali'yle hoşbeş ettikten sonra 00:00 da yarım kalan "a clockwork orange" filmini izlemeye devam ettim. Filme ilk başladığımda çok ilginç bir şeyler olduğunu sezmiş ama adlandıramamıştım ve filmin nereye gideceği hakkında herhangi bir öngörüde bulunamamıştım.


Film bittiğinde doktora ders aşamasında aldığım ve bir ay boyunca kafaya taktığım kümeler teorisindeki problemleri çözerken ki gibi kıskaçtaydım. Daraldım, içim acıdı ve korktum. 

İlk dikkatimi çeken filmde ilginç ve farklı bir ritm vardı. Bunun bir anlamı olmalıydı. Hayatın bir ritmi vardır, çoğu filmde o kullanılır. Filmin konusu maceraysa ritim ona göredir, komedi ise ona göre, yavaş akıyorsa İran filmlerinde olduğu gibi daha huzurludur. Ama bunların hepsinin gerçek hayatta bir karşılığı vardır. Bu filmin ritminin gerçek hayatta bir karşılığı yoktu. Kabuslardaki ritmin aynısıydı, rüya ya da ütopya gibiydi. Filmin konusunu düşündüğümüz de o da kabus niteliğinde bir ütopyaydı.

Filmin sorguladığı etik değerler beni düşündüren konulardan biriydi. Ceza nedir? Suç nedir? Suçlu kimdir? Suçlu kişi hapishaneye cezasını çekmek için mi girer yoksa topluma kazandırılmak için mi? Suçlunun gerçekten ceza çekmesini istiyor muyuz? Böyle bir durumda biz daha huzurlu kişi daha mı iyi olacak? İyi nedir? Kötü nedir? Bu filmde bu sorular oldukça iyi bir şekilde işlenmiş. Filmde beni etkileyen diğer bir konu ise soruların işlenmesi. Film, cevapları size bırakıyor ve sizi sorularla baş başa bırakıyor.

İnsanlar hapishaneye neden giriyorlar? Cezalandırılmak için mi? Topluma kazandırılmak için mi?
Eğer amaç topluma kazandırılmaksa, onu köpek gibi eğitip kötü yönlerini yok etmek mi  gerek bu filmde olduğu gibi ya da iyi ve kötü bir aradayken sapkın seçimlerinden uzaklaştırmak mı? Filmde insanın içindeki kötü yönlerinin törpülendiği takdirde onun insanlıktan uzaklaştığını net bir şekilde görüyoruz. Ve aslında belli bir aşamadan sonra suçlu, insandan ziyade "politik bir araç" haline geliyor. Politikacıların kendi prestijlerini korumak için kullandığı bir ŞEY oluyor. 

Aslında filmde bilişsel teorilerin yetersizliğini de görüyoruz. Suçlunun kötü yönlerini yok edip günlük yaşamın içine bırakıyorlar. Ama bu kişi izole bir hayat sürmüyor, öncesinde acı çektirdiği insanlarla karşılaşıyor. İlk başta ailesi, arkadaşları ve hayatını mahvettiği aileler. Kişide her ne kadar kötü yönler yok edilse de bu kişilerle karşılaştığında aslında bir çözüm olmadığı açık ve net bir şekilde görülüyor. Çünkü bu insanlarla etkileşime giriyor, insanların tepkilerine nefes darlığı veya mide bulantısı ile cevap vermesi suçlu kişinin izole bir hayat için hazırlandığı ortaya çıkıyor. Ama hayat etkileşim ve iletişimle devam ediyor ve problemler ancak içinde var olduğu ortam ile ele alındığında daha gerçekçi çözümler elde edilebileceği görülüyor. Psikolojide bilişsel teorilerden sosyal kültürel teorilere geçiş de bu şekilde olmuştur diye düşünüyorum. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder